X
تبلیغات
رایتل

M e s u d H a r a y

Yusuf Hayaloğlu ‘Hoşçakal’ dedi

Share

Yusuf Hayaloğlu ‘Hoşçakal’ dedi

Söz yazarı Yusuf Hayaloğlu 56 yaşında hayata veda etti. Ahmet Kaya şarkılarıyla tanınan Hayaloğlu yazdıklarını “halk şiiri” olarak tanımlıyordu

Vakit tamam seni terk ediyorum...”
Böyle başlıyordu şiir, aslında o şiirden ziyade bir şarkı sözü olarak tanındı. Apansız sevgililerimizin karşısında çıkıp sesimizi Ahmet Kaya’ya benzetmeye çalışarak söyledik şarkıyı. Terk etmek değildi niyetimiz, biraz arabesk bir hüzün yaratmak, biraz da ansızın gelen terk edilişlere hazırlanmaktı sanki. Çünkü çok terk edilmiş ve her seferinde bu şarkıyla hüzünlenmiştik. Bu dizelerin yazarı ve birkaç kelimeyle böylesi hüznü yaratan Yusuf Hayaloğlu’ydu...


Bir acayip adamlar

 


1953 yılında dünyaya geldi Yusuf Hayaloğlu. Havai geçen bir gençliğin sonunda bilim ve diyalektik materyalizmle tanıştı ardından bambaşka bir Yusuf Hayaloğlu yarattı. İşte yaratılan bu yeni Hayaloğlu şiir ve şarkı sözleriyle birçok karaktere hayat verdi. Marksizmi anlatıyordu dizelerinin çoğunda Hayaloğlu. Onun için Marksizim işçiydi, işsizlerdi ve bir acayip adamlar vardı... Bazen militanları anlattı, bazen de tezgâhtar Nebahat’ı... Rıza’nın meyhaneye gelmesini bekliyordu, acayip hayaller kurmak için, ama Rıza ansızın ölmüştü... “Yani sen şimdi gittin, yani yoksun” diyerek anıyordu Rıza’yı Hayaloğlu, “Yani bir daha olmayacak mısın? / Yani bir daha borç vermeyecek / Bir daha bira ısmarlamayacak mısın?”
“Ulan Rıza... ne hayâllerimiz vardı oysa,
Ne acayip şeyler yapacaktık...
Totoyu bulunca dükkân açacak,
Adını Dostlar Meyhanesi koyacaktık.
Talih yüzümüze gülecekti be! ..
Karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık.
Hafta sonu iki yavru kapıp
Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!
Ah ulan Rıza... bu mahallenin,
Nesini beğenmedin de öte yere taşındın?
Ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki,
Benim en kıral arkadaşımdın! ..
Ah ulan Rıza... ben şimdi,
Bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?
Senden ayrılacağımı sanma,
Bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim! ..

Söylemişti söyleyeceğini şiirin sonunda, Rıza’ya verdiği sözü tuttu, çok kalmadı buralarda. Daha gençken ve yazılacak çok şarkı varken gitti.


Artık vaktin geldiğini düşündüğünden olsa gerek ansızın çekip gitti. Bir süredir ince bir veda havası esiyordu zaten. Bakırköy Acıbadem Hastanesi’nde tedavi görüyordu. Akciğerinde oluşan ödem nedeniyle son 24 saatini yoğun bakımda geçirmişti Yusuf Hayaloğlu ve sabah saatlerinde solunum yetmezliğinden hayatını kaybetti.


Şimdi onun için ne demek lazım tam bilemiyoruz, şair miydi, yoksa şarkı sözü yazarı mı, ikisi arasında bir yerde durdu hep. Yazdıkları okunurken şiirdi şiir olmasına, ama Ahmet Kaya’nın elinde hepsi unutulmaz şarkılar haline geldi. Kod Adı Bahtiyar mesela, yıllarca 12 Eylül sonrası yaşananların bir marşı olarak okundu, sonra Bir Acayip Adam, aynı dönemi anlatıyordu; Suphi bir teknede yaşıyor ve kapital okuyordu. Bir eski zamandı, Hazirandı...


Aslında kendi gibiydi şiirleri de, kenar mahalle insanlarını anlatıyordu, ama bunların hepsi bir yerlerinden siyasete bulaşmıştı. Onların ağzından akıyordu dizeler, sokağın rengiyle süsleniyordu. Benzeri şairlerin çok uzağındaydı bu yönüyle, Ahmet Arif’in insanları ve şiir rengine başka bir boyut getirmişti. Arif’in dize dize dokuduğu Anadolu insanı büyük şehirle tanışmıştı. Bu tanışmadan ortaya kendine has dizeler çıkmıştı ve Hayaloğlu bu dizelerle birlikte arabesk bir şiir yarattı. Ahmet Kaya aynı dizelerle sosyalizmi, emeği, mücadele ve inancı arabeskin içine katmayı başarmıştı ve sol arabesk diye tanımlayacağımız bir akım böyle ortaya çıktı. Hayaloğlu kendi yazdığı şiiri “halk şiiri” olarak tanımlıyor ve şöyle anlatıyordu bir söyleşisinde:


“Ne diyorlarsa desinler. Ben halkı seviyorum. Yani natürel, avam yaşamayı seviyorum. Kültürüm de bu, sokaktan gelmeyim. Bunu da inkâr etmiyorum. Zamanında kolej muadili okudum, akademi okudum, Batı kültürü okudum, Shakespeare, Marks okudum. Yani sonuçta hiçbir şey değil, hiçbir yere varamıyorsun. Yani gelip geleceğin nokta bir kara toprak derler ya. Neticede halkın denizine giriyorsun. O denize girdiğin zamanda tertemiz oluyorsun, mis gibi oluyorsun. Bunda ne zarar var. Başta biraz zorlayarak oldu. Şimdi tamamen hazmettim. Geldiğim yere geri döndüm. Oradan gelmiştim. Başka yere uçtuk, bir marifetmiş gibi. Sanatçılara da onu tavsiye diyorum. Şatolarından çıksınlar. Kozalarından çıksınlar. Halkın içine karışsınlar. İki tane entel barda oturup kendi kendilerine sanat yapıyorlar. Kendi kendilerine şiir okuyor, kendi kendilerine ödül veriyorlar. Kendi kendilerine dergi çıkartıyorlar. Kitap çıkarıyorlar. 1500 tane basıyorlar, onu da eşe dosta hediye ediyorlar. Gelsinler halkın denizinde yıkansınlar, arınsınlar biraz.”

Share
text-align: center; BlogSky:Logo ImageSrc //a